(“Bugün,
şiirle ilgili her konuda işimizin öncelikle gizemden arındırma olması gerekliliğine
inanıyorum.” Böyle yazmıştım birkaç ay evvel. Bu eskatoloji hurafesini kurarken
diktiğim sütunlardan biriydi. Sadece yüksekten aşağı çekmek anlamında bir
hareketi değil paralel seviyede bir çekme hareketini de kapsıyordu bu. “Edebi
zihnin temel hareketi, gizemden-arındıran bilinç modelini destekler; edebiyat
nihayetinde kendini toparlar ve kendi dilinin sahip olduğunu iddia ettiği
yüksek mevkiinin bir mit olduğunu keşfettiğinde sahicileşir.”* Sahicilik, şiir
ve hayat denklemlerinin tek değişkeni değil miydi? Bunu başka başka sözcüklerle
ifade etmek mümkündü, sahihlik, gerçeklik, hakikat, otantisite vb. Alıntıdaki
önermeye tersinden bakarsak, sahicilik için yüksek mevki mitinin alaşağı
edilmesi gerekebilirdi. Ülkemiz edebiyatında hem gizeme boğma işlemine maruz
kalan hem de aynı anda çelişkili şekilde belirsiz bir sahicilik ölçütü ile
sınava sokulan şiirimiz konusunda bu işleme –gizemden arındırma işlemine-
ayrıca şiddetle ihtiyaç vardı. Dolayısıyla mevcut
hayat-şiir denklemlerinin hepsi muhtemel bir gizeme boğma hareketinin öncülü gibi görünüyordu bana.
Ertuğrul Rast, Üçüncü
Mevki** adlı fanzinde gizemden
arındırmanın mümkün olup olmadığını tartışıyor. Aşağıya aldığım yazı. Bir tür
sırrîlik atfettiği şiirsel düşüncesini böyle ifade ettiğinde iş değişir.
Dolayısıyla şimdi fark ediyorum ki benim arınmasını tercih ettiğim sırnaşık
gizemle, Ertuğrul’un ifade ettiği göksel boyut aynı şey olmayabilir son
tahlilde. Nasıl ifadelendirildiği çok önemli. Blake’in metafiziğiyle şiirimizde
zaman zaman beliren sulusepkenliğin aynı şey olmayışı gibi.
*Paul
De Man, Körlük ve İçgörü, çev., Cem Soydemir-Ferit Burak Aydar, Metis yayınları: 2008, s. 43.
**3. Sayısı yeni çıkan Üçüncü
Mevki'yi Ertuğrul, Gökçe Özder ile çıkarıyor. E-posta: ucuncumevki@gmail.com. “Edebiyat da bizi
birleştirmeyecekse, yaşamayalım” spotuyla yayımlanıyor. H.Ü.)
“Şiir nedir?”, “Şiir
nasıl tanımlanabilir?” türünden sorular hem eski, hem de canlılığını hala
koruyan sorulardır. Bu sorular “ilk şiir”le doğmuştur ve “son şiir”e kadar
canlılığını yitirmeyecektir.
Buna karşılık
şairlerin ve düşünürlerin bir kısmı şiirin tanımlanamayacağı, şiiri tanımlamaya
çalışmanın neredeyse “gereksiz” bir iş olduğu hususunda görüş bildirmişlerdir.
Örneğin, “Çıkar yol, şiiri tanımlamaktan
vazgeçmektir. Tanım işi akıl işidir, şiir ise akıl dışıdır.” demiştir Melih
Cevdet Anday.


