21 Kasım 2011 Pazartesi

HİÇLİK-İSA-HİÇLİK ARASINDA SİYAH SİSTANBUL / Şenol Korkut


(...)
Lale Müldür’ün bu kitapta yaptığı çağrışım nedeniyle söylenecek çok şey olabilir. Bende bıraktığı izlenim özet olarak şudur: Nihai olarak hakikati irrasyonel (akledemeyen akıl) bir bütüne yontarak teolojik çok seslilikten bir literatür kurmak daha çok Ortaçağ Hıristiyan epik şairlerine ait bir olgudur. Nitekim pagan, daimon, apokaliptik, aryan, guman, tütsü, çarmıh, siyah dikenli haç, diz kırıcı gibi bu literatürden ödünç alınmış birçok kavramı burada bulabilmek mümkün. Örneğin Buhurumeryem’de de göreceğimiz gibi Kur’an’daki Hıristiyanlıkla ilgili ayetleri bu mistik evreni olumlayabilecek bir kıvamda çarpıtmak (s.117), Rabia al Adawıya’dan bir azize kotarmak (s.121) Ortaçağ epiğinin veya bu bakışın başvurduğu öteki bir unsur. Bu literatürde İsa dışındaki her din, her peygamber, her idol bir tür pagandır ve epik şiddetin hedef tahtasında sırasıyla hesapları görülmektedir. Siyah Sistanbul bunu postmodern bir eda ile lirik bir tarzda icra ediyor.
Lakin ister istemez bundan da emin olamıyorsunuz; çünkü çok boyutlu gezinmelerin tek hakikatin ışığına dönüştürüldüğüne dair içerikleri şairin önceki yapıtlarında da kısmen gözlemliyorsunuz. Bu olgu öncekileri elekten geçirmekten daha çok biraz o dinden biraz bu mitolojiden alıp, bir dönem birinin dalında ardıl bir dönemde öbürünün dalında gezerek eleştirellerin “saksağan usulü” dediği yöntemle şiir teması oluşturmanın bir örneklemi olarak temayüz ediyor.

Tibet kaynaklarındaki Yugar kavmiyle
Macar köklerim arasında bağlantı
kurmaya çalışıyordum ki beni uyardılar,
sana faşist diyecek dediler.
olsundu, onlar beni tanımlamaya
çalışadursundu. ben hiçbir kural
tanımayan ve hiçbir şey olmamaya
çalışan bir kızdım.(Divanü Lûgat-it-Türk, s.64)

Başlangıçta vurguladığımız sahicilik sorunu şu halde daha berrak bir hal alıyor. Sıkça dillendirildiği gibi Türk şiirinin özüne, geleneğine ve ontolojik zeminine tamamen yabancı bir evrenden kalkarak Türkçe şiirler yazıyor Lale Müldür. Üstelik bu şiir evreninde gerek ide gerekse özne olarak şöyle ya da böyle yer edinmiş Yunus, Nâzım, İkinci Yeni gibilerinin üzerine bu sefer de İsa gölgesini düşürerek. (...) 


(Yazının tamamı Hece'nin Şubat 2012 sayısında okunabilir)
(Resim: Jeff Burgess)