31 Ekim 2012 Çarşamba

"DÜNYA DÖNÜŞÜYLE GÜZELDİ"


biz kaplumbağalar olarak, aynı boylamlarda olmayan kimseler ama hep aynı burçlarda gezen kimseler olarak, bütün teraziler bir sabah onun ölüm haberiyle uyandırıldık, bunun başımıza geleceğini biliyor gibi, özellikle kapalı havalarda, bazen, kavgaya tutuşurduk, incir çekirdeğini doldurmayan dünya meseleleri işte, ve o kuş olup kalktı gitti, ne kadar güçsüz olduğumuzu hatırlatan bir uyarı olarak, ölüm, büyük bir çekiç gibi, vurup, çeneleri özel olarak taşlanmış koca bir mengene gibi, kapıp, ölüm sevdiğimiz her şeyi bizden bir bir alacağını anımsatır gibi, gelip, götürdü, bir kaplumbağa ilk kez bu kadar hızlı, kopup, kayboldu, yolun ortasında şaşkın bakınan birkaç yavru kaplumbağaya, acıyıp, kim bakacak, güz çiçeği sami baydar yine güz vakti bizden ayrıldı (26 Eylül 1962 - 29 Ekim 2012), hâlâ hatırlamak istediği bir şeyler var mı ki krizdeki kalbinin, atmayıp, atmayıp.




"Kalbim her renkte çizgiyle
almıştır bu gece kanıma ayışığını
burda düş görmediğime inan
aslan seni bekledi"     

"Acıkan örümcekler şarkı  söylüyor
gitmek ne zor
kalbimiz yenik
bulutlarla bile hayal meyal."


19 Ekim 2012 Cuma

BURDA ŞİİR KONUŞUYORUZ ULAN

Neşe sonradan katılmadı bize. Şiiri konuştuk, kavga ettik, laptoplar kırayazdık, ayrıldık. Sonra barıştık, tekrar konuştuk. Aşağıda isimlerini vermeyeceğim kitapsız şairlerle şiirin Türkiye'deki yazgısını, interneti, abileri, çeteleri, okur şakşakçılığını, şiir tutkusunu konuştuk. Henüz kitapsızlar ama onlar her yeri twitter'ı, duvarları, mail kutularını, ODTÜ'nün tüm kapılarını, tiyatro kulislerini, Mülkiye'yi, Alfa Romeo ruhsatını, her yöne bedava dakikalarını, kabuslarını bile şiirle dolduruyorlar. 


E.Ö. dedi ki: "Şiirimiz gürbüz değil Allah’a şükür, her yanı aksıyor, özürlü bir çocuk gibi. Ama bir dakika, bu türlüsü de rahatsız etmiyor değil elbette beni, sanki daha önce başka yerde oynanmış bir oyunu tekrarlıyormuşuz gibi, elimize verilmiş tekstlerdeki repliklerimizi söylüyormuşuz gibi hissediyorum bazen. Bazen bir ölünün gecikmiş ve yerini bulamamış sesinin oradan buradan bana ulaştığını düşünüyorum."

L.M.: "Bir şekilde ismini bize kadar bile ulaştırmayı başaran belli bir şair türünün soyadını sürdürmekten başka bir işe yaramayan genç şairlerin genç türkcell’den bir farkı yok benim gözümde." 

Şiirimizin belirgin sorununu K.Y. yaşlılık olarak belirledi. 
"Kayıtsızlık büyük bir nimettir. Seyirci kalıp ibret alıyorum. Birinin hayata ara verip de benimle beraber gülmesini bekliyorum." 

M.A. için "sanat, bir ahilik ocağı değil ve zaman zaman bunu hatırlamak / hatırlatmak gerekiyor."

"Çok iyi şiir yazdıkları halde, şiir yazmayı bırakan çok insan var. Tarih onları kaydetmedi diye, o şiirlerin yok olduğunu kabul etmek istemiyorum. Sadece şiir de değil, çadırın birinde ağıt yakan bir kadının sesi, tarih o sesi tanımlamadı diye yok değildir. Bu arzu sanatçı için, öğrenilmiş bir arzudur gibi geliyor. Kimin tarihine hitap ediyoruz. Bu da bir atlama eşiği mesela, ileri zamanların şiirini yazıyor olmak. Tarihe kalma arzusu eğer bu arzu gerçekleşirse, o şairin geleceğin diliyle mi konuştuğunu gösteriyor?"

"Şiiri sevmenin yeterli olduğunu düşünecek kadar saf çocuklardık." dedi N.C.B. 
"Şiir çeteleri, şiir kurumları, şiir ödülleri, şiir şiirleri, abiler, kardeşler, bir şeye itiraz ettiğiniz zaman sizi bir gecede yok etmeye çalışanlar, şiir kitabınızın basılmasını bin çeşit oyunla engelleyenler, geçersizleştirilecek binlerce 'kabul' varken, büyük bir konforu ve uzlaşmayı seçenler, şiir alanında kabul edilmek uğruna şiir dışı her yolu deneyenler, konforu seçtikleri açıkken muhalif görünmeye çabalayanlar, her gün şair abilerini (twitter'da, dergilerde, orda, burda) öven birtakım gençler (bari gerçekten sevseydiler, sevip de övseydiler), şair kardeşlerinin bu kamusal teveccühünü karşılıksız bırakmayan abiler..."  


(Bu kapsamlı tartışmanın tamamı Hece dergisinin Kasım 2012 sayısında yayımlanacak. Eşkali belli resimlerle ve isimlerle, ve neler neler.)

7 Ekim 2012 Pazar

GÖRÜNMEZ ADAMA TANIK BİR ÇİÇEK / HÜ

“Dünya dönüşüyle güzeldir. Resimlerim de böyle. İki nokta. Dikkatli bir resim. Dünya nedeni. Dünya dönüşüyle güzeldir.” 

Görünmeyen bir şair Sami Baydar. Görünmez adam o. Onu ve şiirini görmek için dikkat kesilmek gerekiyor. Daha bir görünmez olmayı istiyor adeta:

“Bir insanın gizli kapısı olmalı, geri dönüş bu olmalı
hiç göstermemeli işte bu yaşama başladığını.” 

Bu görülmeme arzusu çok çok ilginç geliyor bana. Belki onunla aynı biçimde değil ama farklı bir görünmez olma arzusu taşıdığım için olabilir. Göze görünen hiçbir şey tam anlamıyla kendisi değildir. Bakılan şey tam-özne olamaz. Bakan da bakış tarafından imrenilendir, baştan çıkarılır. Kendi hakikatiyle bozuşarak.

“Bir oğlan bakıyor pencereden imrenerek olana
Barış içinde kalamaz artık hayvanlarıyla” 

Salt görünmekle utanç arasında bağlantı kurulabilir. Çünkü “utanç, ayıplanabilir şu ya da bu nesne olma duygusundan değil, bizatihi nesne olmanın kendisinden kaynaklanır. Bu, kendimi ötekinin gözünde dönüşmüş olduğum halimle, indirgenmiş, bağımlı ve sabitlenmiş bir nesne olarak görmemdir.” (Sartre) Baydar’daki görünmezlik arzusu da tam bu farktan doğuyor gibi görünmektedir. Bakılabilen ve görülebilen bir şey olarak kendisi, kendi imgelemindeki kendisi ile hiçbir zaman çakışmayacaktır. Bu durumda hiç görünmemek onu daha az indirgeyicidir.
(...)
(Yazının tamamı şurada yayımlanmaktadır)

4 Ekim 2012 Perşembe

İHTİYAÇTAN



(...)
İhtiyaçtan satılık şiir, buralarda bir yerlerde devreye girecektir. Şair tam bu noktada muhatabını bulunduğu düzlemden şiiriyle yukarı çekecekken, onu orada, tam bulunduğu yerde tutmaya devam eder, böylece okur odaklı bir alışverişe girmiş demektir. Bu karşılıklı memnuniyet ve uzlaşma hali hakikaten şüphe uyandırıcıdır. Bu durumda Türkiye Perakendeciler Federasyonu sitesinden yararlanarak ifade edersek, müşteri varsa işiniz var, sadık müşteri varsa size geliştirecek kâr da (!) vardır.

Yazı, Yeni Şafak Kitap Ekinde 10 Ekim'de
Resim: Çinli küratör ve sanatçı Cai Guo-Qiang (1957), http://www.caiguoqiang.com/

1 Ekim 2012 Pazartesi

BABAMA BAHSETMEDİKLERİM / HÜ

(...)
Eksiğimi okuyor yüzüme –aleyhime kullanılabilir
Şüphelerle ördüğüm bir gerçek –giysileri şüphe
İki elimin arasından kayıp giderken sen
Lehime çevrilse ne –kıydığımda sana iki örümcek elimle
Aramızda isimler isimler isimler
Yakayı çevirip gömleğine bile sadık kalan sen 
Boğaz boğaza geldiğimde kendimle beni ayırsan
Aort kavisimin üst kenarında bir harf ölüyor
Bu son dönüş olabilir kendimi infazdan

Hiç olmamışa dönülür ey babîyê pêrun
Katlanır dünya sütliman bir deniz altında
Buzlarla karılacak hikâyemiz

(...)

(Yeni bir edebiyat dergisi doğuyor. Bu Kasım'da ilk sayısı çıkacak Natama dergisinin K-dosyasında yer alacak "Babama Bahsetmediklerim" adlı şiirden)

EFSANE SÜRÜYOR


Her gün birer defa andım seni, bir gün bir küfür gizledi bir gün bir hesap işi
Tamam bitti bu iş dediğim her defasında
-Çekelim pantolonları, bağlayın kemerleri
Yürüyelim ortasına dosdoğru şehrin
Baharda belki de mayıstır günlerden çarşambadır

(...)
"Tazyik" şiiri şurada yayımlanmaktadır. 

Resim: Lucio Fontana