21 Aralık 2012 Cuma

KURTULUŞ PARKI / HÜ


(...)
onu soğuk vurmuştu bir gecede
bütün tırnaklar toplanıp toprağa gömülecek
bir suçludan doku alırken maktul 
ne kadar yorulursa
tümleçsiz bir cümleden çekip çıkarırken kendini
kendine inanmalısın, check-in
sen bloggerların en tatlısısın kurtuluş parkında
dünya gailesinin arasında, seni

       (...)
            …derin yaraların temizse kapatılması… 

annen gazlı bezler yaptırır senin için
baban çukurlar kazmıştır fidanlarına
-onu gömme -duymayacak
baban çok unutkan bir zalim
geçersin uğultulu bir mezarlığı
bütün cephelerden girildiğin
parkur yanında köpekler, seni

dünya ortasından biraz basıktır 

(...)

(Hepsi bugün çıkmış olan Üçüncü Mevki son sayıda, sayı 5)

16 Aralık 2012 Pazar

SİLÂHSIZ

Klişeye tabii ki karşıyım, mizacım da böyle. Ama gerekçelerim var. Klişe paradokslar yaratan bir konu; çünkü bir ucunda iletişim olan bir konuya dönüştürüyor şiiri. Şairde şiirin ortaya çıkışı dış etkenlerden bağımsız bir süreçken, şiirin okunması ve algılanması dış etkenlerle ilgili tümüyle. Önce bunu iyi ayırt etmek lazım. Yaratma anına dış etken karıştığında şiir metalaşıyor (örneğin piyasaya hitap etmeye çalışınca); algılanması esnasında yalıtkanlığı üst düzeye vardıran yabancılaşma öğeleri yerleştirilmişse şiire, bu da onu başka dil yapıyor (örneğin Çince kadar uzak gibi). Bir şiirin okunması, algılanması, yerine varması sonucunda iyi etki yaratması okurun zihninde iki ayrı hareketle gerçekleşir; tanıyacağı kadar aşina, hoşlanacağı kadar yabancı. Bu ikisi arasındaki ibre tanıdıklığa kaydığında klişe, yabancılığa kaydığında deneysellik ortaya çıkar. 

Huanbin Cai
Piyasaya hitap edenler direkt tanıdık üretim için klişeyi maksimize eder, teknik budur. Ancak klişe tümden çöpe atılması gereken bir şey değildir; klişe, insanlar arasındaki bağı kuran şeydir aynı zamanda; “günaydın” gibi. Şiirde minimize edilmesinde yaratıcılık namına büyük yarar vardır. (Konuya dair Hüseyin Cöntürk’ün “Deformasyonu Haklı Kılan” ve Serkan Işın’ın Tüğün kitabından “Nostalji ve Birikmiş Görsel Enerji” yazılarını önemle tavsiye ederim.)





(Üçüncü Mevki'de yayımlanacak söyleşiden, sayı 5) 

11 Aralık 2012 Salı

KONUŞAN BALIKLAR


Bertolt Brecht “Şair akıldan korkmamalıdır” diyor. Yeni kuşak şairlerin işi zor. Reddedecekleri bir yığın kitabı önce okumaları gerekiyor, bana göre böyle. Çürütücü bir okuma belki hem, yok saymak da bir seçim tabii; böyle ancak bir boşluk manifestosu yazabilirsin. Boşluktan sonrası yok. Bu noktada sanılmasın ki boşluk karşısında şair olarak kârdan zarar edeceğiz hissiyle tedirginim. Tersine boşluk sıklıkla hoşumuza gidiyor. Saldırılabilir bir içi yok. Fakat boşun felsefesine karşı dolu bir hayranlık da bir etik gerektiriyor ve boşluktan değil dolmaktan geliyor. Yeni kitaplar yazılmadan o çok kızılan, eleştirilen, bir kulp bulunan bu listeler, bu tarih hükümsüz kılınabilir mi? Ha, ancak şiire olan ihtiyaç azaldıkça, azaldığı sürece kitaplar raflarında hükümsüzleşebilir elbette. Ama o, yangın gibi bir şeydir zaten. Şiir veya genelde kültür öyle ortadan kalkacaksa zaten ne gam. 


(Yazının tamamı yarınki Yeni Şafak Kitap ekinde, 12 Aralık)
(Resim: P.Picasso)