14 Şubat 2013 Perşembe

TAKİP MESAFESİ’NDE NELER OLDU?

TAKİP MESAFESİ (2009-2012) İNDEKS
2013 yılı içinde çıkması için çabaladığım biri eleştiri diğeri şiir, 2 kitabım nedeniyle Hece dergisi için hazırladığım Takip Mesafesi’ne kısa bir süre ara vermeyi düşünüyorum. Daha sonra aynı bölümü sürdürmek isteyebilirim veya yeni bir şey düşünebilirim. Şu an bilemiyorum. İyimser tahminim Mayıs sonuna kadar eleştiri kitabımı toparlayabileceğim yönünde. Şiir kitabım yayınevinde, yayımlanması Mart'ı bulcak; diğerinin işi ağır. Bu nedenle hesabım tutmayabilir de. Her durumda kitapların çıkışı, beni masaüstümde bir temizliğe itiyor. Çok yazmışım sahiden de. Önümüzdeki dönem ister istemez beni başka bir eleştirel döneme geçmeye zorlayacak. Belki de sadece şiir yazmak lazım. Aksi durumda hem yorul hem antipatik ol. Kendini boşa yoruyorsun diyenler var, daha az çabayla daha çok bilinen, kazanan insanları vs. gösterip bana. Doluya yorulmak nasıl bilmiyorum belki ondan. Zaten o kadar, sonuca odaklanamam. Beni süreçtir mutlu eden. Birileri bir gün beni -yani okuyacaksa- nasıl deşerek okusun istiyorsam, eleştirdiğim şairleri öyle okuyorum, doğal olarak yoruyor, ama kemiklerinin sızlaması bir an için diniyordur belki ben okudukça. 
Teori ve eleştiri insanımıza kuru, sert geliyor. Halbuki iskelet de sert ve korkunç, ama eti güzelleştiren, dik tutan şey o. Eti çok seviyoruz ama di mi.  
Takip Mesafesi’nde, 3 buçuk yıla yayılmış 24 sayı boyunca süren bölümde bazen birlikte çalıştığım isimlerin de katkısıyla eleştirel bir malzeme oluşturabildik. Hüseyin Atlansoy, Selçuk Orhan, Mehmet Erte, Cihat Duman, Mehmet Raşit Küçükkürtül, Zeynep Arkan, Ahmet Yıldız, Enes Özel, Erhan Altan, Liman Mehmetcihat, Yalçın Armağan, Murat Üstübal, Mehmet Yıldırım bana katkı sundu. Raşit, Enes, Liman ve Yalçın'la “hurafe” serisini yaptık; Cihat, Zeynep ve Selçuk'la interneti sorguladık. Atlansoy ise kendi şiirine yakın bulduğu şairleri yazdı. Mehmet Yıldırım'ın başladığı “Şiirin Doğuş Yeri” süren çetin bir çalışmanın girişiydi. Mehmet bunu yazmayı sürdürüyor. Dilerim devamını yayımlamak da bana kısmet olur. Mehmet bana mermerin içindeki şiiri gösterebilenlerden biridir. 
24 bölümün içeriği tarih sırasıyla aşağıdadır. Bölümü içeren dergi sayılarının bazıları tükenmiştir, tükenen dergilerde bulunan yazılar PDF olarak satışa çıkacak yakında.  

(satır sonlarındaki ay ve yıl derginin künyesidir)

1.POETİK VE GENEL YAZILAR
Üçgen Beğeni Kombine Eleştirmen Edebi Değer (Eylül 2009)
Bat Dünya Bat, Ama Bitmesin Rüya! (Ekim 2009)
Eleştirmen Şaire Teslim Olursa (Kasım 2009)
Şiirde Nesneyle Birlikte Düşünme: Sunumsallık (Aralık 2009)
Toplumun Toplam Masumiyeti (Şubat 2010)
Yazma Eyleminin Anlamı  (Mart 2010)
Susmanın Gururu (Nisan 2010)
Muhatap Yoksa Oyun Biter (Mayıs 2010)
Don Juan’dan Şair (Eylül 2010)
Asimetrik Diyalog (Ekim 2010)
Barış Kastrasyon ve Şiirde Evrim (Kasım 2010)
Retorik ve Üslup Arasında Cici ve Kaka (Ömer Şişman, Ömer Aygün, Murathan Mungan) (Aralık 2010)
İnsan! Yokoluşlardanyokuluş Beğen, Kendini Solla ya da Kendine Çarp (Aralık 2010)
Açıklıyorum: İroni Adlı Bir Şiir Tanrısı Yoktur (Şubat 2011)
Kin Bile Şiir İçin (Eylül 2011)
Bir Kere  (Eylül 2011)
Dalgınlığın Şiiri (Nisan 2011)
Kristensenn Bize Gelsen (Ekim 2011)
Kanon Farkındalığına Tepki (Kasım 2011)
Edebiyat Hurafeleri I - Düzyazı Düşmanlığı (Kasım 2011)
Edebiyat Hurafeleri -2 Eskataloji (Şubat 2012)
Ölçü Kaçtığı Oranda Özerk mi Şair (Mart 2012)
Edebiyat Hurafeleri 3 – Şiirde Avamlığın Methi (Nisan 2012)
Minör Bir Şiire Doğru Kuramsal İlk Adımlar  (Eylül 2012)
Mehmet Erte / Tekrar  (Eylül 2011)
Selçuk Orhan / Dijital Kopyalama Çağında Sanat Yapıtı (Mayıs 2011)
Cihat Duman/ İnternet Geldi Genç Şaire Dayandı  (Ekim 2011)
Mehmet Raşit Küçükkürtül/ Edebiyat Hurafeleri I konulu: “Nesir Şairin Nesi Olur?” (Kasım 2011)
Zeynep Arkan / Şair Artık Çevrimiçi (Aralık 2011)
Enes Özel/ Edebiyat Hurafeleri -2 konulu: “Şiirin İmkânsız Sonu” (Şubat 2012)
Erhan Altan/ İçgüveyinden Flörtöz Birlikteliklere (Mart 2012)
Yalçın Armağan / Edebiyat Hurafeleri 3 konulu: “Kendi Üstüne Çöreklenmiş Sanat” (Nisan 2012)
Murat Üstübal /Şiirde Minörite: Altbenlik İlişkilerine Geçiş  (Eylül 2012)
Mehmet Yıldırım / Şiirin Doğuş Yeri  (Aralık 2012)

2.SÖYLEŞİ:
Ahmet Yıldız’la söyleşi / Van depremi, milliyetçilik (Aralık 2011)

3.GÖRSEL ŞİİRLER
Bu süre zarfında Takip Mesafesi’nde görsel şiirleri yayımlanan şairler: 
Liman Mehmetcihat
Carl Fernbach Flarsheim
Ebon Heath
Derya Vural
Suzanne Bloch
Andrew Topel
Adriano Spatola
Yusaku Kubo

4.ŞİİR ELEŞTİRİLERİ
Cahit Koytak Şiirleri Bizi Niçin Sarsmıyor? (Eylül 2009)
Haydar Ergülen Şiirleri Bizi Niçin Sarsmıyor? (Kasım 2009)
Deneyimden Önce Humordan Uzak İhsan Deniz Şiiri (Şubat 2010)
Roni Margulies’in Poetik Görüşleri (Nisan 2010)
Çıkış Noktasından Uzakta Tarık Günersel  (Mayıs 2010)
Şiirle Şahsı Manevi Oluşturmak Kol Kırılır Yen İçinde (K.Eşfak Berki) (Ekim 2010)
Pişman Olmayanların Soyundan Gelmek (Ekim 2010)
Bir Çiçek Şahit Sami Baydar’a (Şubat 2011)
Gözle Görülen Akıl: Derya Vural’ın Dünyaya Değen Elleri  (Nisan 2011)
Aitsiz Bir Mustafa - Mustafa Irgat (Mayıs 2011)
Acıyı Hangi Dile Tercüme Etsek Şimdi Yalan Olur Pollyanna (Didem Madak) (Ekim 2011)
Destimalinde Hançerler Temiz Sanırsın (Necmi Zekâ) (Aralık 2012)

Hüseyin Atlansoy’un yazdıkları:
Hazzın Lirizme Uzanan Sesi Cevdet Karal (Ekim 2009)
Hakan Şarkdemir  (Aralık 2009)
Mahmut Avcı (Mart 2010)
Dili Tuz Bir şair: Biricik E. Doğan (Eylül 2010)
Ahmet Edip Başaran (Kasım 2010)

5.DERGİ YAZILARIM
Yazı Dergisi (Eylül 2009)
Ücra (Ekim 2009)
DevinimLX (Kasım 2009)
Karagöz (Aralık 2009)
Yönelişler (Şubat 2010)
Varlık dergisi  (Mart 2010)
Roman Kahramanları (Nisan 2010)
Çağdaş Eleştiri (Mayıs 2010)
Sonat dergisi dolayısıyla majör şiire karşı  (Eylül 2010)
Monokl- Edebiyata Dair Boş İnançlara Karşı (Kasım 2010)
Yükte Hafif BirBeyazmanto, Jest Olarak  (Aralık 2010)
Alan ‘67 (Şubat 2011)
Öteki-siz  (Mayıs 2011)
Aşkar dergisi  (Şubat 2012)

6 Şubat 2013 Çarşamba

CEPHEDEN UZAKTA


(...)
Ev ataerkildir.
Statiktir. Ev ne kadar geniş yapılsa da dardır. Çakılmıştır. Kaskatıdır. Geometrik olarak hayal gücü kıtlığının simgesidir evler, çünkü yerleşim gereği birbirlerinin yerini daraltmamak üzere planlanırlar. Böylece uyumun simgesi olarak sosyal bir uzlaşmayı seçer her ev. Cins isim gibi. Evin ataerkil köklülüğünü pekiştiren, konaklarda söndürülen kadın yaşamının simgesi gibidir. Ataerkildir, çünkü zemine dayalıdır, yasanın güvencesi gibidir. Evsel yerleşim insanları yönetilebilir kılar. Göçebenin düşmanıdır, çingenenin düşmanıdır ev. Çingene evin içinde dolaşırken kapılara duvarlara kolunu, başını çarpar.

Ev karasaldır.
“İnsan yaşamını karada sürdürür ve tüm kurumlarıyla karaya yerleşmiştir.” (Blumenberg) Kara denizin aksine insana güvenliği sağlamakla yükümlüdür. Sallanmaz kara. Nadiren sallanır, depremlerde. Ev mezardır o zaman. Evlerin altında binlerce ceset kefensiz çürümektedir.

Cepheden uzakta
En geri cephedir ev, direnme alanlarından çekilirken son mevzidir. Eve kadar çekilmişse bir insan o korkunun son haddindedir. Şimşekler çakıyor bedeninde, panik ilk atak, battaniye altında, ışın tarakları omuzları tararken kollar uyuşmaktadır. Güzel bacaklardan ıslıklar geçiyor, güçlükle tuşlanan harfler insandan, insana yardım istemektedir, gelmez.  

("Cepheden Uzakta", yeni çıkmaya başlayan Mesai Sanat dergisi için yazıldı, 2. sayıda yazının tamamı okunabilir, kız kulesi, Witts'in kundmanngasse evi ve Thomas Bernhardt'ın konisine dair yorumlarımla

3 Şubat 2013 Pazar

AŞK ŞİİRLERİ 2013

2013 bana uğurlu geldi diyebilirim. İlk kez bir yıl içinde iki kitap birden yayımlayacağım. Şiir kitabım ŞİMDİ AŞK EBEDİYYEN DEĞİŞİR sanıyorum Şubat bitmeden çıkacak. Son yazdığım henüz yayımlanmamış “Yük” şiirime dair bir şair arkadaşım ağır metaller üst üste yığılmış ve sen tek tek onları bu şiirle kaldırıyorsun sanki, dedi. Aşk şiirlerinden anladığım şeyin tanımını yapmış oldu bana. Ben lirizmin imkânlarını, daha önceden getirdiğim yüksek sesle ve öfkeyle birleştirmeyi deniyordum. Bu teknik kısmı. Muhtevada ise aşkı hiç olmadığı şekliyle ve olmuş her şekliyle birleştiren bir özneyi konuşturmak istemiştim. Bunun etkili olmadığını söyleyemeyiz. Lirizmin itibarının sıfıra indiği bir dönemde bunu yapmak elbette kınanacaktı. Fakat tam da böyle bir zamanda olması, şiirimi test etmemi sağlayacaktı. Nitekim istediğim tepkiyi aldığımı düşünüyorum. Bir yandan kızarken bir yandan bu denediklerimi şiirlerinde deneyenlere tanığım. Ben de çok dönüştüm; sevdiğim şeylere benzedim, bu kitap aşkın tanımını değiştirdi; beni de değiştirdi. Türlerin bütün sınırlarına riayetsiz. Anımsıyorum; “o muhteşem teslim kabiliyetinden mahrumum” demiştim, 2010 başları. Teslim olmaya olmaya, kendi ola ola, içerdiği karanlığı taşıra taşıra geldiği yolu, geri yürümeye ikna olmuş biriyim bugün. Birinin ayağının tozu olmanın, kendin olmaktan yüksek olduğu bir kez ve keskince ve can çekişerek idrak edilmiştir. Çağın yükselen hiçbir ve piç değeri teslim alamazken, hiçbir güce boyun eğmezken bir toz halinde kendin isteye isteye iradeyi teslim etmek bir buzul erimesine çok benziyor. Erime iradesi. Yavaş sessiz sakin, bazen çatlayarak. Ama neyi nasıl taşırdığın hemen anlaşılmayacak. Neleri kaplayıp boğacağın da. Böylesi doğru. Orda öylece bırakılan tozun öyleyken kavradığını başka türlü kavramak olası değil. Bunu zamana bırak. Şimdi metinler evrenindeyiz bir kez daha. Niyetlerin bertaraf edildiği bir şiir corpusu yok, demiştim daha önce. Sen daha iyisini ortaya koymazsan tanımı mevcut belirleyecekti. Ben aşk için bir corpus yarattım, kendi gövdemi ve kendi etiğimi bile çiğneyerek. Bunun, benim karşımda hiçbir şey daha etik olamaz bugün. Tozun ruhuna kim nüfuz edebilirdi ki… Fırsatçılar mı, leş kargaları mı, azlar mı, güçsüzler mi, zaaflılar mı, hormonlar mı, aptallar mı, yoksa ölüler mi?