23 Nisan 2013 Salı

NATAMA KONULU ZORUNLU AÇIKLAMA

Natama dergisinin yayın kurulundan ve yazarlığından, gördüğüm şiddetli lüzum üzerine ayrıldım. Bu tarihten itibaren, Natama dergisinde, redaktör ve yayın kurulu sıfatı ile künyede; herhangi bir üretimimle de dergi içerisinde bulunmayacağım. 

21 Nisan 2013 tarihinde; ayrılık kararımı, derginin e-posta grubuna, ayrıca yayın kuruluna ve ayrıca teknik son hazırlıktan sorumlu bulunan Davut Yücel’e aynı anda ve yazılı olarak ilettim. 
Aynı tarihte Natama e-posta gruplarından ayrıldım. 

Dergi dolaylı tanışıp geliştirdiğim bazı bağımsız diyaloglarımı emek/sevgi hukuku çerçevesinde, elbette problemin dışında tutacağım. 

Onurumu savunmamı gerektiren bir şeyler ileri sürülmediği sürece, maksadı aşan ayrıntılar konusunda konuşmama, yazmama kararındayım. 

Bu konu benim tarafımdan tartışmaya açık değildir. 

Bundan sonra Natama’yla hiçbir ilişiğim kalmamıştır. 

Hayriye Ünal

22 Nisan 2013 Pazartesi

DOĞULU VE BATILI BİRER ERKEKTE AŞK

Aşkın bir acı çekme şekli olduğuna dair gizli inanç Sabahattin Ali’nin edebî yorumunu biçimlendiriyor gibidir. Kürk Mantolu Madonna romanı da bu tezimi destekliyor. Fakat işte burada da gecikmiş bir yorumla belki de haksızca bunu hafife alma gereği duyabiliriz. Sabahattin Ali feragat ve aşk hakkında tam bir Doğulu erkek profili çizer. 
Karakterlerine yüklemiş olduğu bu erkeklik daima ilişkinin öncesindedir, deyim yerindeyse potansiyel bir erkeklik. Dolayısıyla aşk duygusu, hep ya istediğini alamamış bir erkeğin ya da istediği geciktirilmiş bir erkeğin duygusudur. Sevgiyle değil fetihle ilişkilendirilebilecek bir aşk. 
Çoğunlukla dış koşullar tarafından engellenen aşk öyküleri erkeği bir tür kahramana dönüştürür. Bazen bu, isteği yerine getirilmeyen, “Hanende Melek” öyküsünde avukat Hüseyin Avni gibi bir trajik kahramandır. Bazen de istediği kendisine verilmediği için bir kolunu feda eden gözü kara bir çingene. Sözde aşk karşısındaki acziyeti nedeniyle muhakeme yeteneğini kaybeden trajik kahraman sadece kendi mahvına değil çevresindekilerin de mahvına sebep olur. Ama zavallı Hüseyin Avni, pavyon kadınını razı etse hakikaten kadının mesleği gereği etiyle geçinmesini ve bunun da o küçük çevrede herkesçe bilinmesini kendi içinde aşabilecek midir, hiç düşünmez? Karısının son değerli takılarını getirip hanendenin önüne atar. Cinsel hırçınlık, karakteri kendisi konusunda yanıltır ona durumunu aşk olarak gösterir. Kimi karakterse aşkı, cinsel hırçınlığa sarmaş dolaş karıştığı için ayırt edemez, asıl öznesini kaybetmiş bir aşktan kahrolurken bile bir başkasıyla olan durumunu kavrayamayacaktır. Hanende ise sıkça karşılaştığı için erkeğin bu geçici hırçınlığını tanır, bunu kullanmayı, bunu kullanarak yarar temin etmeyi, başka bir kadının emeğini sömürmeyi gururuna yediremez, altınları kadına iade eder.        
Batılı bir erkek yazarla kıyaslarsam söylemek istediğim şey daha iyi anlaşılacaktır. Kadınlar karşısında başarısızlık hissiyle kıvranan bir yazar, Pavese’de ise istediğini almak olasılığı hiç yoktur. Çünkü Pavese’nin engelleri dışarıda değildir. Onun engelleri kadının kafasının içinde düşünülür. Böylece onda erkeklik daima ilişkinin içindedir, aktif bir erkekliktir, fakat kadında bunu karşılayan bir aşk yoktur, yani Pavese'nin kendisinde gördüğü 'çirkin' nedeniyle olmayacağı varsayılır. Pavese’de istek geciktirilmez, ertelenmez, sonsuza kadar –kendisi tarafından, kadının zihnini okuyarak vardığı yanlış yargıyla- askıya alınır. Acı çekmeyi ister gibidir Pavese. 
Sabahattin Ali’nin trajik aşk kahramanlarında çileci, acı çekmeyi istemez. Hatta kendi şekline şemaline bakmadan bomboş bir özgüven içindedir. Yazarın ona biçtiği kaderdir acı. Fakat Pavese’de belki de Hristiyani bir kalıntıdan dolayı acı kutsanır ve acıya bahane olarak aşk hem de sadece karşılıksızlık (erkeğin yetersizliği nedeniyle) olarak kurgulanır. Böylece suçluluk da buna eklenebilecektir. Sabahattin Ali’de karakterin kendi erkekliği konusunda hiç kuşkusu yoktur, çok tuhaf ama nedense yoktur. Fakat yine de aşkı, hep elde edemediği sürece hissetmektedir. 

4 Nisan 2013 Perşembe

KESİCİ DİŞLER


Firdevs’ten bir kelime öğrendim bugün. Nakt sözcüğünü. Tenkitin kökündeki sözcükmüş. Düşünmemiştim pek, hep eleştiri sözcüğünü kullanmaktan tenkitle haşır neşir olmamışım. Isırmakla ilgili. Ama neyi. Dişle bir madeni kontrol etmek, hangi cinsten diye. Doğrusu dokunduğu yerleri niçin acıttığı anlaşılıyor eleştirinin. Dişleri var çünkü. Ama eleştirinin. Eleştiri yani. Kapı gibi yazıyla yapılan türden. Ama sonuca değmez mi? Altını gümüşten gümüşü nikelden ayırıyorsun, kaplama olanın muhtevası da aynından sanıyor biri, eleştiri orada hooop bir el atıyor, mevzu ortaya dökülüyor, anlayanlara. 
Eylül ayında yayımlanacak eleştiri kitabımın son yazısı da bitti ve Natama’da yayımlandı. Metin Eloğlu. İçime en çok sinen ve sevdiğim yazılarımdan biri oldu. Şairi yaşadığı hat boyunca şiir tarihi içinde izledim. Tarihsel kodlarla şiirdeki kodları karşılaştırdım.
Ondan bir önceki Orhan Veli yazımla ve Takip Mesafesi’nde yayımladığım bazı yazılarla birlikte kaplama şiirin boyasını da çıkarmaya yönelik ipuçları taşıyan yazılar bunlar. Eleştirel bakışımı bu şekilde geliştirmek için 100’den fazla yazıyı yazmam gerekmiş,  örneğin yine kitaba girecek yazılardan biri, yıllar önce Turgut Uyar'a yaygın hayranlıklar henüz yokken yazdığım ve Atlılar’da yayımlanan Uyar yazısı. Ülkü Tamer yazımı da severek yazmıştım. Ece Ayhan yazısı zaten 2 yıla yakın beni meşgul etti, o zaman öyle sürüyordu bir yazıyı yazmam, aralıklarla. Zarifoğlu seri yazıları ve Karakoç seri yazılarını kitaba nasıl yerleştireceğime henüz karar vermedim. 
Kitap olağan hacmini aşmaya başladığı için dönemsel bir ayrıma gitmek zorunda kalacağım. Bir yaş sınırı koymak en kolay ayrım olcak sanırım. Çünkü önemli görünen bir şekilde etkili olmuş veya bir anlayışın etrafında lokal kalsa bile ısrar etmiş birçok şair benim gayrişahsi bakmayı ilke sayan gözümle bu kitapta yer almış olacak. 
Pek yakında genç şairlerin kitaplarıyla ilgili eleştiriler yazmaya başlayacağım için bunun da ayrı bir kitap olması fikri sonradan sıcak geldi. Bazı yazıları ikinci cilde ayırdım. Dolayısıyla eleştiri kitabımın ilk müstakil cildi bu yıl çıkacak. Haydi hayırlısı…