15 Ocak 2014 Çarşamba

ARZUNUN BOŞLUKLARI / H.Ü.

(...)
Arzu eden öznenin, karşı atakla, güçlü bir arzu nesnesinin kendisine yönelmesini sağlamak için sahte dolayımlayıcılar icat ettiği görülebilir. “Stendhal sık sık, kibirli bir kadına arzulandığını hissettirmek kişinin kendisinin daha aşağıda olduğunu açığa vurmasıdır der. Böyle davranan kişi hiç arzu uyandıramadan sürekli arzu duyma tehlikesi altındadır. Çifte dolayım aşkın alanını istila ettiğinde, tüm karşılıklılık umutları kaybolur.”
Bunun için özne, arzulanabilirliğinin kanıtı olarak –hiç değilse kendine karşı veya kibirli kadına sergileyebilmek amacıyla- daha güçsüz, elde edilmesi kolay, “maliyetsiz” modeller seçer. Bu aşamada “duyulan arzuyu saklamak ve aslında duyulmayan arzuyu duyuyormuş gibi yapmak gerekir. Yalan söylemek gerekir.” (sf.99)

Yetersiz özne için arzulanabilirliğin –muhtemel bir iktidarsızlığı/soğukluğu getirmemesi için kendine karşı ve utanç yaratmamak için sessiz tanıklara karşı- kanıtlanması o kadar önemlidir ki, zengin bir erkeğin yoksul rolüne bürünmesi gibi grotesk sahneler sık sık filmlere konu olur: “Beni ben olduğum için sev” repliği o kadar gülünç müdür, iyice düşündüğümüzde? Eklenti bir gücü kendisinden geçici olarak uzaklaştıran özne, kendisinin sadece “zatıyla arzulanabilir” olduğunu görmek ve göstermek ister. Oysa o bileşenlerinden ayrı bir bene veya sevilebilirliğe sahip midir? Cevabı yok.


(Denemenin tamamı Kuyudaki Koro dergisinin 9. sayısında yer alıyor) 
(görsel: Rocco Freres filminden)

6 Ocak 2014 Pazartesi

ŞAİRİN KEDERİ ve MUCİZESİ

Şimdi beni iyi dinle, hayat oldukça güzel ama bir türlü onu yaşamayı beceremiyorum. Bunu açıklayamıyorum bile. Bunun kulağa ne kadar aptalca geldiğini tahmin edebiliyorum... nasıl hissettiğime dair en ufak bir fikrin olsaydı... Hayatta olmak... Evet, hayatta olmak ama bir türlü yaşayamamak. Ah, bütün sorun bu. Canlı kanlı bir taş gibiyim, gerçekliğin dışına hapsolmuş... 
keşke, bir şey uğruna ölüp de bir kahraman olsaydım, fakat ölememek ve hâlâ... Hâlâ bir duvarın arkasında saklanıyor olup insanların benim uyum sağlayamadığım yerlere kabul edilmelerini izlemek, ancak gri sisin sardığı o duvarın arkasından konuşmak, yaşamak ama bir türlü erişememek ya da daima sakim şeylere erişmek... Tümden yanlış yapmak... Yanlış olan her şeyi... İnan bana (inanabilir misin?) Ait olmak istiyorum, yanlış ülkede doğan bir Yahudi gibiyim. Bir parçası değilim, üyesi değilim... Yalnızca donakalmışım

(Alıntı: Anne Sexton, çev. Hande Karataş, Tabutmag, sayı 2)

3 Ocak 2014 Cuma

AŞK VE ŞİİR: EBEDİLİĞİN PEŞİNDEKİ EDEBİLİK / Ali Galip Yener

(...) Paz’ın ateşin çeşitlemesine yönelik tespitiyle Ünal’ın bir gözlemi uyuşuyor. Ünal, son kitabı hakkında kendisiyle yapılan bir söyleşide, çocukluğunda ateşle oynama alışkanlığından, yangın çıkarma hayallerinden bahsederek kitabını “ateşle oynama deneyimi” olarak tanımlıyor. İlk şiirin adının “Pirus” olması anlamlı ve şaire göre her aşk Kral Pirus’u yeniden sahneye koyma deneyimini temsil ediyor. Böylece kitap lirizmin günümüzde ne kadar mümkün olduğunun araştırılmasına dönüşüyor ve şairince “bir kundakçının kitabı” olarak isimlendiriliyor. (Yeni Şafak Kitap, 13 Mayıs 2013) Ünal’ın kitabı 22 şiirden oluşuyor. “Bana Olanlar” adlı ilk bölümde 13, “Oyun Kurucu” adlı ikinci bölümde 9 şiir var. Kitabın Pirus adlı ilk şiirinde şair, “(…) etrafına bir bak sevgili / pirus kadar yanmışımdır” diyerek poetikasına dair ilk ipucunu sunuyor. “Bana Olanlar” adlı ilk bölümde yer alan on üç şiirden onunda yanma edimi geçiyor. İkinci bölümde ise sadece iki şiirde yangından, ateşten bahsediliyor. 
Paz’ın adını andığımız kitabında yer verdiği önemli tespitlerinden biri âşığın ortaya çıkışının kadının ortaya çıkışından ayrılamayacağı, kadın özgürlüğü olmadan aşkın söz konusu olmadığı yolundadır. Bireysel hayatın üstün bir ideali şeklinde aşkın Batı’da ortaya çıkış tarihi 12. yüzyıl Fransa’sına denk gelir. Bu, Platon’un tespitiyle kadınların dışta tutulduğu felsefi-düşünsel bir erotizm değil, öteki’ne ve tamlığa ihtiyaç duyma şeklinin bir tezahürüdür. Kadının sarayda özgür bir konumda olması, hiyerarşideki üstünlüğü ve sınıfsal konumunun yüksekliği saraylı kadınların aşkının şiirlere yansımasını sağlamıştır. 
(...)
(Yazının tamamı Yasakmeyve dergisinde Kasım 2013'te yayımlandı, şurada da tamamı bulunuyor)