28 Ağustos 2014 Perşembe

ŞAİRİN ÖZELLİKLE SAKALLI

Şairin özellikle sakallı fotoğraflarında cisimleştiğini anımsayarak Levinas’ın tanıklığına başvuracağım. “Eros’un Fenomenolojisi” yazısında Levinas yüzün çıplaklığını “iffetli” olarak niteler. Yüz “ahlâkîliğinde dışsal” olan, bedenin yegâne bölümüdür. “Bu epifani içersinde yüz, bir içeriği bürüyen bir biçim olarak, bir imaj olarak değil, ardında artık hiçbir şeyin olmadığı ilkenin çıplaklığı olarak parlar. Ölü yüz, biçim olur; ölüm maskesi haline gelir; o, görmeye izin vermek yerine gösterir; ama tam da bu sebeple yüz olarak belirmez artık.”[1] Zarifoğlu’nun yüzü, içeriği parçalanamayan şiirsel bir nesne olan (kutsal) kitabının azizleşmiş portresidir okur algısında artık.
Ancak özgün metin elimizde. Okuyarak yıpratma hakkı bizim. O hâlde neden şaire dair yerel efsanelere kulak asalım.




[1] Emmanuel Levinas, “Eros’un Fenomenolojisi”, Sonsuza Tanıklık, çev., komisyon, haz., Zeynep Direk-Erdem Gökyaran (İstanbul: Metis Yayınları, 2003), 109.

(Tahlil Tahrip İnşa'dan, çizim: Bünyamin K.)

19 Ağustos 2014 Salı

YANILGAN

Turgut Uyar’ın Metin Eloğlu için yazdığı “sanki sınıf bilinci yaratmaya uğraşır” (Bir Şiirden, Ada Yayınları, 1983, 141) yargısına ise hiç katılmıyorum. Uyar’ınki tümüyle onda bunu görme dileğinin bir sonucudur. Eloğlu “sınıf bilinci” konusunda oldukça tarafsızdır, çok önce Bezirci’nin de saptadığı üzere; tiplemelerini yaratırken varlıklıyı yoksuldan ayırt bile etmemiştir. Yine Uyar’ın saptaması olan “kendi değerlerini korumanın çabası, öfkesi, telaşı içindedir” yargısı da girişte ifade ettiğim çekincelerim nedeniyle doğru sayılamaz. Belli “değerleri” asıl değer kabul edecek bir zemine karşıdır Eloğlu’nun girişimi. Öfkeli ve telaşlı olabilir, fakat öneride bulunmamıştır. Mevcudun eleştirisi vardır, fakat yeni bir dünya arayışı sezilmez bu şiirlerde.


(metin Tahlil Tahrip İnşa'dan, Eloğlu çizimi Bünyamin K.)

12 Ağustos 2014 Salı

ŞİİR ÇALIŞMA GRUBU

Hece’de bir yılı aşkın zamandır yer yer öykünün öne çıktığı, fakat genel konusu edebiyat olan buluşmalar yapıyoruz. Bu faaliyet önümüzdeki dönemde de yürüyecek.
Bunun dışında yakın zamanda bir program daha başlattık. Şiir çalışma grubu. On kişilik, genç, şair arkadaşlarla oluşturduğumuz şiir çalışma grubu olarak şimdiye kadar gerçekleşen toplantılarda birçok makale ve şiir tartışıldı. Toplantının amacı esasen atölye; bir kitap veya makaleden çıkışla bir problemi ortaya koymak bir bölümünü oluşturuyor. Diğer bölümde edebiyat dergilerinden birini seçip dergideki şiirleri konuşuyoruz. Fanzinler de konularımız arasında. Atölyede yaptığımız işlerden biri de günümüzü (edebiyat, televizyon, sosyal medya, çevre, politika vb.) her açıdan yorumlamak, burada doğan fikirleri dergide uygulayacağız, bakalım. 
Elektronik arşivimiz de gelişiyor bu sayede, başka şehirlerde olan genç arkadaşlarla süren uzaktan erişimli çalışmalar için, önemli basılı dokümanı da e-ortama aktarıyoruz. Bu konuda ve doküman alışverişi için paslaşmak isteyen olursa bana e-posta atabilir. Özellikle baskısı bulunmayan eski tarihli yazı vb. malzeme, yasal veya etik açıdan problem teşkil etmeyecek şekilde, şiire dair bölümlerle her zaman ilgilenebilirim. 

6 Ağustos 2014 Çarşamba

İLK TEMASTA TUZLA BUZ

Rimbaud, yaşamını sürdürebilmek için şair mevkiinde bulunup da olduğundan başka bir şey olmayı reddetti. Bizim şairlerimiz, isimlerine kıskançlıkla titizleniyorlar, fakat mevkilerinin sorumluluğunu üstlenmeye hevesli görünmüyorlar. Kendilerini şair olarak kanıtlamadılar; sadece kendilerini böyle adlandırabildiklerine sevindiler. Onların dudakları arasından çıkacak olana bağlı bir dünya için değil, birbirleri için yazıyorlar. Kendilerini kasıtlı olarak anlaşılmaz kılmakla, yeteneksizliklerini haklılaştırmaya çalışıyorlar. Övgü düzdükleri kendi küçük benlerinin içine hapsolmuş durumdalar; kendilerini dünyadan uzak tutuyorlar çünkü ilk temasta tuzla buz olacaklarından korkuyorlar. Daha yakından bakılırsa birer kişi bile değiller, çünkü böyle olsaydı, onların ıstırapları ve hezeyanları neye benzerse benzesin anlaşılabilirdi. Kendilerini de fizikçinin problemleri gibi soyutlaştırdılar. Tıpkı ana rahmini özler gibi, başkalarına da bir şeyler iletmenin sıfıra indirgendiği arı bir şiir ortamını özlüyorlar.


Henry Miller, Rimbaud ya da Büyük İsyan, çev., Mustafa Tüzel (İstanbul: Kabalcı Yayınları, 1993), s. 47. 

4 Ağustos 2014 Pazartesi

NEGATİF PARODİ

Cemal Süreya meşhur yazısı “Orhan Veli’nin Yanlışı”nda; Orhan Veli’nin şiir dilini doğallaştırmasından, şiiri sivilleştirmesinden, şiire kasket giydirmesinden övgüyle söz eder. Fakat o kadar. Övgüsü bununla sınırlıdır. Çünkü “bütün gemileri yakmanın neşesi” bir şiirin açımlanması, gelişmesi için yetersizdir. İşe “sıfırdan başlamak” istemekte haklı olabilir Orhan Veli, fakat “yeni yapıyı daha entelektüel planda kurmak suretiyle”. Cemal Süreya, Orhan Veli’nin tüm etkisinin kendisinde toplandığı eski şiiri inkâr hareketinin değerini sorgulatan bir teze sahiptir; bu teze göre bu şiirler sahip oldukları mevcut güzelliği de, tuhaflığı da “yüzde yüz eski şiirden alırlar.” Buna örnek olarak verdiği mısraların hepsi de eski şiirdeki mısralara gönderme yapmakla ironilerini onlara borçludurlar. Bu da şiiri şiir tarihi açısından bir dizinin parçası yapmaya yeter, şiiri ayrı bir güzellik kılmaya değil. Bu, onu Süreya’nın tabiriyle “negatif parodi” yapmaktadır.


(Tahlil Tahrip İnşa’dan)

1 Ağustos 2014 Cuma

TAHLİL TAHRİP İNŞA

-Modern Şiir Eleştirileri-

Tahlil Tahrip İnşa matbaaya gidiyor, hadi bakalım. 

Bu kitap başka şairlere nasıl baktığıma dairdir. Durduğum zeminden çok ayrılmadan onları kendileri olarak kavramaya çalıştım. Bu kitapla birlikte daha önce yazdığım cümlelerin de sorumluluğunu bir kere daha üstleniyorum. 

Şiirleri eleştirirken onun hem şairin ürünü hem de içinde olduğu toplumun ve koşulların bir ürünü olduğunu unutmadım. Başka disiplinlerin bende yarattığı ışıma anlarını şiirleri anlamakta kullandım.

Eleştiri sevgim şiir sevgimden doğuyor. Eleştiri sevgim, şiirin nasıl çalıştığını merak etmemle ilgili. Bu nedenle, bu kitapta, bir kısım yazı “bu şiir niçin çalışmıyor” sorusuna binaen yazılmış olsa da daha çok “çalışan” şiirler üzerine yönelttim bakışımı. 

Edebiyat tarihinde kullanılan birtakım şemaları ve Türkiye’deki kültür demagojisinin ideolojik/mistik vb. sağa veya sola çeken kayırmalarını dikkate almadığımı iftiharla belirtmek isterim.    

Bu kitap eleştiri anlayışımı da bütün uçlarıyla sergiliyor. Eleştirel bakışımın koordinatları, bu kitapta yer alan şairler özelinde, şiirde öznelik durumları, şairin dünyası, şiirin tarihsel konumlanışı, şiirin sarsıcılığı, şiirin oyunsal boyutu, şiirde ironinin işlevi, etki-esin, erotik yön, şiirde kriptik boyut, deney ve deneyim sonrası, politikası olan suç unsuru, yorum-bağlam, biçim-anlam, nesne-dünya verileri üzerine oturtulmuştur. Bu tabloda tasvir, açıklama, özet ve şiirin gündelik dile tercümesi yoktur.