29 Kasım 2014 Cumartesi

DOĞADAKİ BOŞLUKLARLA UĞRAŞIYOR BİR ŞAİR / H.Ü.

Ortalık karışıktır
Tabanca çekmek zorunda bırakıldık
Bir tarih de biz düşelim
İşe başlamanın tam da sırası
Aşk gitti, başka Kaleler kaldı geriye 


Alıntı “Mayıs Günleri İçin Ağıt” şiirinden. Bir önceki bölümde kendisini vurduğu tabancanın niçin patladığına da bir cevap mıdır bu şiir? Haşim’e bile göndermeleri olan çok güzel, duru bir şiirdir bu. Ezan vakti çocukların asıldığı bir zamanı anlatıyor. Aşk artık konfor anlamındadır. O çekingen edanın arkasında garip bir şiddeti saklıyor. “Her şeyi yarım kalmış bir ikindi kuşunun tek başına yuvasına dönüşü” onun benzetilenidir. Aciz kalmanın, büyük güç karşısında hiçbir şey yapamamanın öfkesinin bile yutulmak zorunda kalındığı… “Kol” düşmüş, “yol” düşmüş, “gül” boğulmuş, “aşk” gitmiş… ne olduğu tanımsız “başka Kaleler” kalmıştır elinde. Bu şiddetli duygu hayatta kalmakla ilgili bir saplantıya dönüşebilir. Zıt duygular içindedir Ergin Günçe. Şiirin barut kokmasını dilemesi, iyi bir yaşam ütopyasının içinde doğurduğu öldürme eğilimi, vurma eğilimi, sık sık kendine yabancılaşmasını da getirir. “Saçmasapan Bir Şiir”in “Oğlum Ergin” diyerek kendine seslendiği finalde “Yeter artık bu kadar yabancılaşman!” Fakat o yabancılaşmayı telaffuz ederken aslında, bunun yaratılışına aykırı olduğunu ima etmektedir ve bu yaratılış bıçak atmayı, saplamayı bilen Çerkes doğasıdır.   
Melodramın eşiğinde[i] bir mizacı taşıyan şair için işler, şiiri söyleyip bırakma, ısrar etmeme, sevimli sınırlar içinde kalmak olamayınca, Günçe sık sık uçar: Bir uçuş ifadesidir: “Yokuştan ilk çıkanı öldürmektir işim” Bunlar gayriciddidir, gerçekdışıdır, olmayandır, hayaldir. O aklından geçenleri yapmış gibi şiire kaydeder. Şiirindeki tüm şiddet eylemleri yapamadıklarının ifadesidir. Her ne sebeple bilinmez suçluluk duygusu kanına karışmıştır. “Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca” (“Olmak ya da Vurmak Öldürmek”, 106). Arkadaşına bir mektubunda yalvarırcasına yazar:
“Ben onlara bir şey yapmadım ki sularını bile içmedim, göklerine bile bakmadım, ekmeklerine dişimi bile sürmedim. Yok yok ben suçsuzum ama uygarlıkların bütün verilerini gözüme tutuyorlar.”[ii]


[i] “Bu dünyada gülmedik de, öteki de şüpheli.” (“Ankara’da Bir Bahar Gününü…”, 151)
[ii] Günday, 29.

(Bu yazı Hece dergisi "2014 Şiir" dosyası için kaleme alınan eleştiriden bir kesittir, Aralık 2014, sayı 216)