22 Aralık 2014 Pazartesi

ELEŞTİRİ GÖÇÜK ALTINDA

Evren Kuçlu, Tahlil Tahrip İnşa dolayısıyla, Varlık dergisinde yayımlanmak üzere benle yaptığı söyleşide sorulardan birinde modern şiirle ilgili gelişmelerin eleştiriye, eleştirmene ne yaptığını merak ediyor. 


Her ne kadar konuşkan olsa da modern şiiri modern yapan şey, şairin “dilsizlik” hissidir. Şairin “bir merkez”in dışında kaldığı hissi ve kendi dilini icat etme zaruretini duymasıdır. Şiire başladığımda bu his ortamda vardı. Şairdik ve dışarıdaydık. Merkez bize küfür gibi gelirdi. Bugün “merkez”i övgü olarak algılayabilecek kadar şuursuz bir insan türü var ve şiirle ilgiliymiş gibi duruyor. Bu tersine evrim, toplumun dönüşmesiyle ilgili. Solun kendini yeniden üretememesiyle de ilgili. Muhafazakâr dünyanın iç dinamiklerinin değil, orijinalinin değil şablonlarının tuhaf zaferiyle de ilgili. Sadece simgeler aracılığıyla yaşatılmaya çalışılan her bütünlük, iflas etmeye yazgılı. Bugün insanın ihtiyaç duyabileceği her şeyin geçmişte zaten yaratıldığı hissiyle sürdürülen “geçmişçi/gelenekçi” bakış, geçmişteki sembolik değerlere/isimlere atfedilen “aşılamaz” vasfı, şiirsel soykütüğünün alenen yinelenmesi, şairin kendine dil bulma çabasını tecil ediyor. Modern şiir icat edilme güçlüğü yaşıyor bugün. Modern şiirin, aynı derginin sayfalarında bile kitsch’le bilek güreşi sürüyor. Eleştirmenin işi, tam da bu nedenle bir parça daha zorlaştı. Ayar her zaman gerekir ama bu defa terimlerinin de göçükten çıkarılması gerekiyor. Giriştiğim işi bu sebeple çok önemsiyorum. 

(söyleşinin tamamı Varlık dergisi 2015 Ocak sayısında yayımlanacak)

YANMIŞSIN

Dil ve Edebiyat şiir yıllığı (2015), devlet ve sanat arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Zafer Acar'ın sorularını yanıtladım. Ata işler mirasyedi övünür. 

Hükümetin bu konuda geleneği güçlendirmeye çalıştığını görebiliyorum. Bu, tek başına faydasız hatta sonuçlarını edebiyat camiasındaki ilkel ve gösterişten ibaret gelenekçilikte gördüğümüz üzere yanlış bir yaklaşım. Bu işin doğasında bu var galiba. Sanatı yaratan kişilerin kırmaya çalıştığı her alışkanlık, sanatı korumaya, saklamaya, sahiplenmeye veya kullanmaya çalışan ellerde yeniden meşrulaşıyor. Batı merakı züppelikle sonuçlanıyorsa şu Doğuculuk da (bütün umuduma rağmen maalesef) edebiyatsızlaşmayla sonuçlanıyor. “Kendine ait” denebilecek bir kültürü yaratmazsan, hâlen yaratmazsan, medeniyetin yoksa, hâlen medeniyet dediğinde aklına “eski güzel günlerin”, eklektik ihtişamın geliyorsa yanmışsın. Bunu yaratmanın etkili yollarından biri sınırsız özgürleşme, özgürlük sunma, özgürlüğü bir değer olarak da sunma. 

(tamamı Dil ve Edebiyat 2015 Şiir Yıllığında okunabilir)

P DALGASI / H.Ü.

Bana minnet duyma diye varlarımı gizledim
bir şey istemedim
acıkmadım
sade su içtim

(Cannabis: bol miktarda lifi olan bir bitki türünden elde edildim baş döndürücüydüm adım Begur idi yaşamıyla beni öldürdüğünü bilmiyordu ona itaat ettim suçu üstlendim eğer insan olsaydım ardında yüksek dağlar bulunan önü sıra geniş ovaların uzandığı kâşanede onun tutsağı olurdum -sabaha az kaldı- göğsümü boydan boya kat eden yara izini ondan saklıyorum benden birkaç damla alması halinde benden kurtuluşunun olmadığını ona nasıl anlatacağım. birlikte suç mahalline döndük, mahal şeritlerle bir dörtgen çizilecek şekilde ayrılmıştı cam kırıklarından basılacak yer yoktu kan cam kırıklarını güzelleştiriyordu pembe kristaller gibi parlıyordu orta yer her saniye aleyhimize işliyor -bunu ona söylemek zorundayım- vukuatsızlığımızdan çok sıkılmıştık diyeceğiz savunmamızın ilk cümlesi bu aramızda anlaşıyoruz “peki” diyorum yine itaatle ama her an aradaki saat farkından dolayı yakayı ele verebiliriz)
(...)


(şiirin tamamı Hece dergisi Aralık 2014 sayısında yayımlanmıştır)
(görsel: Tatiana Garmendia)