30 Kasım 2015 Pazartesi

EBUBEKİR EROĞLU ŞİİRİNE DAİR BİR SÖYLEŞİ, BİR YAZI / H.Ü.

Şiirin gündelik hayhuydan, gelip geçer siyasetlerden bağımsız oluşuna inancı, Eroğlu’nun hem şiir metninde hem de düzyazısında açık seçik görülüyor. Poetik içeriğin değerine vurgu yaptığı şu ifadeler bunun hem göstergesi hem de diğer şairlere nasıl bakmamız gerektiğine dair iyi, şaşmaz bir ölçü veriyor bize: “Sadece şair olarak baktığınız zaman, Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avni ve Hersekli Arif Hikmet gibi şairler, Namık Kemal ve Ziya Paşa’yı dengelemekten uzak değildir. Eğer uzaksa, bu da ancak daha iyi oldukları içindir.” (Modern Türk Şiirinin Doğası, s.19)
Türkiye’de zaman zaman öne çıkan bazen geriye itilen bir tutum var: yaygın bir tutum: şiddet içeren, siyasi olguları, yerel zamana bağlı olguları istimal eden, hatta giderek şiiri böyle tanımlayan. Şair bunu “’şimdi’nin egemenliği” olarak tanımlıyor. Ve yine Modern Türk Şiirinin Doğası’nda “Şiirin biçimi, ‘duyum tarzının ifadeye kavuşmasındaki yetkinlik’ olmaktan ziyade, hitap edilen topluluğun gündelik beklentilerini kollamaktaki başarıyla ölçüldü.” (s. 68) diyor. Bugün de şiir ortamları gündelik beklentilerle doluyken İçkale ile gündelikten yana durmamayı seçiyor Eroğlu.
Geçmişin İçindeki Geçmiş kitabıyla ise hem lirik duyuşun aslında halkın ta kalbinde doğup orada büyüdüğünü somut ve açık örneklerle ortaya koyuyor hem de lirik olanda saklı maşeri aklı bulguluyor.*

İlk şiirini yayımladığında şair Ebubekir Eroğlu on beş yaşındaydı. Tam bu ay şairin şiire verdiği emeğin ellinci yılı. Hece dergisinde şairin ellinci yılını kutlamak amacıyla bir dosya hazırladık. Şiirle yetinmeyip dikkate değer düzyazılar da kaleme alan şaire düzyazı ve eleştirinin Türkçe şiirin gelişimine katkısını sordum. 

Ebubekir Eroğlu: Benim düzyazılarım, şiirimin de yatağı olan zeminlerde oluşmuştur. İnsanın hâllerini düşünmenin baskısı altında yazıldığı için, felsefe ve başka konularda da olsa denemelerim öteki disiplinlerden çok şiire yakındır. Felsefe ve başka konularda da olsa öyle görünür bana, hislerim böyle söyler. Şiir hakkında yazarken, kendime okur olmanın dışında bir pâye biçmedim. Bu konuda çözümleyici yaklaşımdan hiç hoşlanmayan biri olmakla, şiirden öğrendiğimizin bilgi olarak mı yoksa yatkınlık olarak mı tanımlamak gerektiğine karar vermediğim zamanlar olmuştur. Bazı bilgilerin şiir üzerinden aktarıldığı bir gerçektir. Bunları bilgiden saymamak da kafa rahatlığı verebilir. Şiirden kazandığımız, yatkınlıktır. Şiir, yakınlık duygusunu artırır, yatkınlık sağlayarak ve yatkınlık hâlinde bilgi verir. Düz yazıdaki veri olarak bilgiden farklıdır bu bilgi; daha çok hissederek alınmıştır. Dilimiz, her konunun şiir formlarıyla anlatıldığı bir geçmişe ve bu bağlamda bir hazineye sahip. Antik dünya ve başka diller de bu yöntemin yabacısı değildir. Günümüzde bir şiiri ya da şiirle ilgili bir konuyu ortaya atıp konuya odaklanarak derinleşmektense onun etrafında dolanan konuşmalar rağbet buluyor daha çok. Yatkınlık sağlama yönünde insana yararı olmayan söz yığınları cehennemden çıkmış gibi gelmiştir bana. Sebep olduğu tedirginlik arttıkça böyle olmuştur. Konunun ne olduğunu öğrenmenin baştan ilham ettiği kafa düzenini dağıtır bu tür konuşmalar. Takdir etmek diye bir hâl var; değil mi? Takdir duygusu, eleştiriye teşvikte hem niyet olarak hem de ehliyet olarak mevcut olmalıdır. Takdir etme niyetinden yola çıkmayan ve takdir edebilmek için gerekli donanımdan yoksun eleştirilerin yararı olduğunu hiç görmedim. Bunu söylemek zorunda kaldığıma göre, yirminci yüzyıl boyunca şiiri düşünmede ve şiir üzerine düşünmede ilerlemeye katkısı olan bütün metinlerin temelinde takdir etme duygusu, tutumu ve ehliyeti gördüğümü belirtmeliyim.** 

*Yazının tamamı Hece Aralık 2015 sayısında yer alıyor. 
** Söyleşinin tamamı Hece Aralık 2015 sayısında yer alıyor. 

15 Kasım 2015 Pazar

13 Kasım 2015, Bursa Şiir Kıraathanesi

Sevgili Devrim Tülay’ın gayretiyle başlayan Bursa Şiir Kıraathanesi’nde şiir ve eleştiri
konuştuk. Bilinçli sorulara muhatap oldum. Sempatik ve gerçek bir ilgiyle karşılandım.

Kültür A.Ş.’den Metin Önal Mengüşoğlu ile hurafesiz bir İslam anlayışı hakkında ön sohbet, Cevat Akkanat, Ihlamur dergisinden Mehmet Akif Ertaş, genç şair Muharrem Kaplan, Uludağ Üniversitesi felsefe öğrencilerinin incelikli soruları… özetle Bursa’dan güzel bir hisle ayrıldım. 


Eski konaklar ve hanların restorasyonuyla elde edilmiş çok hoş mekânların konuğu oldum; sevgili Emre Söylemez’in gönüllü rehberliğinde gerçekleşen mini şehir turu yeni bir enerji kaynağı oldu. Kayda geçsin.