22 Şubat 2016 Pazartesi

KURGAN DERGİSİNDE TAHLİL TAHRİP İNŞA BAHSİ

Semih Diri, Kurgan dergisinin Mart-Nisan (30 nolu) sayısı için benimle şiir ve eleştiri eksenli bir söyleşi yaptı. Tanzimat’tan günümüze hatta daha öncesini düşünürsek divan geleneğinden şimdiye kadar Türk edebiyatında eleştirinin nasıl bir dönüşüm yaşadığına da değindik. 


Bu söyleşi yanıtına sığmayacak boyutta, çok hacimli bir konu. Birkaç madde söyleyebilirim ancak. Tezkirelerde eleştirel bakış açısı var. Divan şiirine dair hemen söyleyebileceğim örnek Harun Tolasa’nın kitabı: Sehî, Lâtîfi ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi (Ankara: Akçağ Yayınları, 2002). Buna göre Latîfî, Sehî ve Âşık Çelebi gibi önemli tezkirecilerin bu konuya yaklaşan ayırt edici ölçütleri vardır. Her şairi birer birer bu ölçütlere vururlar: mucid, müteferrid, muhterî’, mûsid, mübdî, müdekkik, pür-gû, cevelân-ı tab, nekkâd vb. gibi. Yani sanıldığı gibi divan şiirinde bir eseri eleştirirken sadece usule ve teamüle uygunluğu göz önüne alınmıyor. Teamüller ve usuller getirme kapasitesine de bakılıyor: 16. yüzyılda icat kabiliyetine bakmış adam işte, yaratıcı gücüne bakmış, dili yeterince kıvrak mı bakmış… Tezkireler sadece eleştirel hükümleri aktarmakla kalmıyor, o zamanın değerler dünyasını, edebî anlayışını ve işleyişi de bize aktarıyor. Divan şiirini statik bir şiir gibi algılamak büyük hata olur; çok dinamik, güncel hayatla güncel olgularla ilişkili ve dilin tüm imkânlarını deniyor şairler. Dolayısıyla şiir-içi eleştiri diyebileceğimiz bir tarz da gelişiyor. Bu konuda da Dursun Ali Tökel’in Deneysel Edebiyat Yönüyle Divan Şiiri kitabını tavsiye ederim. Bunları ders konusu, akademik konular gibi düşünmekle şairler hata ediyor. Ciddi bir birikim var orada. Deneysel şiirlerde parodi yöntemleriyle, nazirelerle şiir eleştirisi gerçekleşiyor.   
Sonra, Tanzimat’ta Batı giriyor, aktarma alışkanlıklar. Düzyazı zayıf. Namık Kemal, Recaizade, daha sonra Beşir Fuat, Mizancı var, Muallim Naci apayrı bir parantezi hak ediyor. Belki yaygınca değil ama başlıklar hâlinde biliniyor bunlar hep. Eleştiriyi bir tür olarak öne çıkaran Servetifünun’dur, nesnelci olup izlenimci eleştiriye karşı olan duruşuyla Ahmet Şuayb dikkate değer. Garip olan şu ki tüm bu aşamalar ve sonrasındaki (Millî edebiyat, Garip, İkinci Yeni vs.) kazanımlardan sonra eleştirinin aslında bugün benimsenmediğini tespit edebiliyoruz. Bu noktada da Prof. Bilge Ercilasun’un “tenkit” konulu bir dizi eseri var, kuvvetle tavsiye ederim.

Bugün düzyazı düşmanlığı edebiyat dergilerinde, şairler arasında bile yaygın. Yazı yazdım ben “Bir Edebiyat Hurafesi: Düzyazı Düşmanlığı” diye. Orda da anlattım. Keynes, iktisatta kuramdan hoşlanmayan ve kuramsız daha rahat ettiklerini söyleyenlerin daha eski bir kuramın etkisinde olduklarını söylemiş. Edebiyatta da böyle olduğunu rahatça iddia edebilirim. 
(...)

BİR SÖYLEŞİ: MESAJIM VAR EVET, ŞİİRİN KENDİSİ

Öykücü Suzan Nur Başarslan'ın sevgili öğrencileri bir dergi çıkaracaklar Tuzla Halil Türkkan Anadolu İmam Hatip Lisesi olarak. Gençlerin şiire, editörlüğe dair sorularını yanıtladım bu derginin ilk sayısı için. Yazarken, "böyle yazarsam okunmaz" gibi endişelerin beni etkileyip etkilemediğini sordular, bu kaygıyla metni değiştirme yoluna gittiğim hiç olmuş muydu?


Sıklıkla olmadı. Okuyucuyu dert ederseniz şiir şiir olmaktan çıkar. Okuyucu şairi belirleyecek güçte kabul edilemez. Metni hiç okunmayacakmış gibi yazarım. Bazen bu nedenle okunacağını düşünüp utandığım olur. Bir şiiri bitirdiğimde, genelde geceyarısını geçmiştir, bir yakınıma gönderirim. Sabah olunca mahcup olurum o durumdan. Ama metni buna göre uyarlamayı aklımdan bile geçirmedim. Metne maruz kalacakları düşünecek olursak tüccarlaşırız, okuru memnun etmeye çalışan her şair, sirkte çalışan sevimli bir canlıya benzemekten korkmalı.

(Söyleşi derginin ilk sayısında yer alacak, ismine henüz karar verilmemiş. Çıkınca paylaşacağım.)


TAHLİL TAHRİP İNŞA / MUSTAFA ORAL / Yolcu 78