22 Mayıs 2016 Pazar

GÜRKAN MIHÇI İLE SES PEYZAJI VE GENEL OLARAK SESE DAİR KONUŞTUK / Hayriye Ünal

Gürkan Mıhçı'nın ses çalışmaları http://www.gurkanmihci.com adresinde dinlenebilir. Mıhçı, Kadir Has Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümünde öğretim üyesi. Onunla dilin işitsel etkilerini, işlerinin anlamla ilişkisini, Cinnet sergisi dolayısıyla dehşeti, sessel özneyi... konuştuk. Söyleşimizin tamamı Hece Dijital/Sayısal Kültür Özel Sayısında yayımlanıyor. 
  
H.Ünal: Ses ve mekân arasındaki bağlantıyı nasıl yorumluyorsunuz? Bu bağlamda okurlarımıza “soundscape” hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Belki bize bu bağlamda ilginç bir çalışmanız olan “Eminönü” işinizden bahsetmek istersiniz…   

Gürkan Mıhçı: Ses peyzajı (Soundscape) 70’lerde Kanada’da Simon Frazer Üniversitesi İletişim Fakültesinde profesör olan R. Murray Schafer tarafından ortaya atılmış bir terim. Ses peyzajı kısaca akustik çevremizin bir elemanıdır. Etrafımızdaki ses veya seslerin bir kombinasyonudur. Bunu doğal bir ses kompozisyonu olarak da düşünebiliriz. Ekolojik bir hareket olarak doğan ses peyzajı Akustik Ekoloji çalışmaları olarak kavramlaşmıştır. Ses peyzajı terimi günümüzde sadece ekolojik sesleri değil şehirler, insan yapımı mekânlar gibi insan ve makine üretimi ses peyzajlarını da araştırıp özellikle “gürültü” üretimi ve bunların canlılar üstündeki politik, kültürel, coğrafi ve psikolojik etkilerini disiplinler arası bir çalışma alanı olarak araştırır. Mekân da bu kavramın önemli bir çalışma alanıdır. Özellikle insan yapımı alanlar akustik olarak insanı etkilemektedir. 2015 sonunda, uluslar arası Archeoacoustic (arkeoloji ve akustik çalışmalarını birleştiren yeni bir disiplin) konferansı için Konca Şaher ile araştırdığımız “Derinkuyu Yeraltı Şehri Ses Peyzajı Araştırması” buna bir örnek sayılabilir. Şaher, mimarlık ve akustik olarak Derinkuyu’yu incelerken ben de Derinkuyu’yu ses peyzajı, kültür, tarih alanlarında çözümlemeye çalıştım. Yüzyıllarca kullanılan bu yeraltı şehrinde insanlar haberleşmede hep ses kullanmışlar.

Buradan kaynakla mekân ses peyzajı üstüne bir çalışma olan Eminönü Alt Geçidi projesi bir çok alanda bana şehir ile ilgili ipuçları veriyordu. Her gün işe giderken kullandığım alt geçit, “gürültü yapısı” ile şehrin küçük bir kopyası gibi. Bu dar, alçak ve kalabalık alt geçitte, oyuncakçılar ve diğer dükkânlardan gelen müzik ve oyuncak seslerine insanların sesleri ekleniyor ve ortaya eşi benzeri olmayan bir ses peyzajı çıkıyor. Özellikle hafta sonları kalabalıktan yürümekte zorlandığınız Eminönü Alt Geçidi kaotik ve klostrofobik ortamı aslında İstanbul’un mikro ölçekli bir kopyası. Alt geçidi kullanan insanların demografik yapısı İstanbul’da yaşayan insanların çoğunluğunu yansıtıyor. Sanki dinamik ve sürekli değişen bir ses yerleştirmesi gibi. İçeride Luigi Russolo’nun Intonarumori’leri ile taklit etmeyi uğraştığı gürültülerin akraba sesler var. Orada beni etkileyen en önemli şey, kendine özgü dinamik bir ses yapısı olması. Alt geçitteki oyuncakçıların tezgâhlarına kurdukları düzenekle hareket eden ve ses çıkartan birçok oyuncak aynı anda âdeta bir kompozisyon oluşturuyorlar. Tavana iple bağlanmış ve daireler çizerek uçan helikopterler ve uçaklar, ateş eden silahlar, arabalar ve ağlayan bebek oyuncakların sesleri yan dükkândan gelen Türkçe pop ile karışıyor. Burası, küçük bir İstanbul. Görsel ve işitsel bir kaos var. Konuştuğum dükkân çalışanları “gürültü buranın bir parçası” diyorlardı. Sadece çalışanların değil oraya alış verişe gelenlerin de bu kaotik ortama bu kadar alışkın olmaları beni çok etkiledi ve o yüzden ses kaydı alıp bir kompozisyon yaptım.