31 Ocak 2017 Salı

TAHAYYÜLAT'A DAİR / Hayriye Ünal

...
Şairin hayali ile hakikati arasında teselli farkı var, sözgelimi baş edemediği bir dünyanın gerçekliğinden şiire kaçıyor değil. Hakikatin şiddetli vuruşlarını hayalden bir yastıkla hafifletiyor değil. Hakikatin karşısında çıplak ve elemli. Güzel rüyaların hatırlanması bile söz konusu değil şiirdeki bilgiye göre. Tahayyülat’ta bilakis, son mısrada da belirtildiği üzere, en sevgilinin gözü önünde yenilginin/ölüm gerçeğinin kâbusu görülüyor.  
Tahayyülat’ın arka kapağına aldığı üç mısralık bölümde Ali Berkay’ın poetikasını bulmak mümkün. Haşim soyundan gelen şairlerden biri olduğunu deklare ediyor böylece Berkay: “Ülke olarak büyük çaresizliğimizin / Kitabını yazacak değilim” Böylece edebiyatını metafora dönüştürmeme talebini ilan ediyor. Bu deklarasyon, şairden o büyük beklentinin, kurtarıcılık beklentisinin şairdeki baskısını da gösteriyor. Daha ilk kitabında şair bunu ifşa ederek “böyle bir yükü” şairin üstlenmesindeki garabeti sergilemiş oluyor. Ülkemiz şairinin toplumsal kimliği, zorunlulukları ve bireysel arzuları zemininde ortaya çıkan kimlik karmaşasına da belli belirsiz işaret ediyor. Bu karmaşa “yeni kanserler” üretmektedir. Oğuz Atay’ın ortaya attığı ama yazmadan gittiği “Türkiye’nin ruhu”nu bir cümlede özetliyor. Yazacak değiliz, ama yazmadığımızda bile bahsettiğimiz şey o “büyük çaresizliğimiz”. Tahayyülat’ın poetikasının tamamlayıcı cümlesi şudur: “biliyorsun ben seyirci için çalmam” 
...

(Yazının tamamı Hece Şubat 2017 sayısında yer alıyor)