27 Şubat 2017 Pazartesi

KARL KRAUS, MÜCADELESİ, ŞİİRLERİ

(Aşağıda Karl Kraus’un özgün bir biyografisi yer alıyor. Yazarı Thomas Szasz. Bu biyografi Szasz’ın Anti-Freud kitabından alındı. Parçanın çevirmeni Çağatay Koparal. Koparal’ın tamamını İngilizceden çevirdiği ve benim editörü olduğum bu kitap Hece Yayınları arasında mart ayı içinde yayımlanacak. Kitaptaki ilgiye değer parçalardan biri de Thomas Szasz’ın soylu retorikçi ve soysuz retorikçi ayrımını yaptığı makale. Makalenin bir kısmı Hece dergisinin mart sayısında okunabilir. Ülkemizde daha önce yalnızca aforizmaları ile bilinen Kraus, iyi bir polemikçi olduğu kadar iyi bir şair de. Dergideki bölüm için Kraus’un şiirlerini Almanca aslından Burak Ş.Çelik çevirdi. Şiirlerden biri de aşağıda orijinal diliyle birlikte yer alıyor. H.Ü.)

Karl Kraus: Ruh Doktorlarının Karşısında bir Hicivci / Thomas Szasz

Karl Kraus 1874’te o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçası olan Jicin Bohemia’da doğdu. Üç yaşındayken zengin bir kâğıt imalatçısı olan babası aileyi Viyana’ya taşıdı. Kraus Viyana’da liseye ve sonrasında hukuk okumak için üniversiteye girdi. Çoğunlukla edebiyat ve felsefe derslerine katıldı fakat kısa bir süre sonra üniversite çalışmalarını yarıda bıraktı. Onun ilgisini tiyatro, oyunculuk ve yazmak çekiyordu. On sekizindeyken Avusturyalı ve Alman gazete ve mecmualarda çıkmaya başladı. İlk zamanlar genellikle hicivli bir ton kullandı ve çoğunlukla kitap ve tiyatro üzerine yazdı. Çok geçmeden bütün odağı yaşadığı toplumun ahlaki ve sosyal başarısızlıklarını gün yüzüne çıkarmaya kaydı. Bu amaçla 1899’da, yalnızca yirmi beş yaşındayken yeni bir dergi kurdu, Die Fackel [Meşale]. O andan itibaren Kraus ömrünü, kendisini takdir edilen, korkulan ve ünlü biri yapan, büyük bir sanatsal ve entelektüel başarı olan Fackel’e adadı.
Kraus bir yazar olarak olağanüstü yeteneklere sahipti ve bunları hayatı boyunca gayretle geliştirdi. İngilizcede yalnızca küçük bir kısmı olan çalışmaları -ki onlar da son zamanlarda ortaya çıktı[i]- ona hemen eleştirel övgü getirdi. Liseden mezun olduğu 1893 yılında adı çoktan Das Geistige Wien’e [Entelektüel Viyana] -Viyanalı sanatçıların ve yazarların bir “Kim Kimdir”i- “drama, eleştiri ve hiciv alanlarında faal” olarak listelenmişti. Edebiyatta böyle erken bir tanınma o zaman da şimdiki gibi nadirdi.
Kraus’un 1899’da aldığı bir karar aynı zamanda o zamanki kişiliğini yansıtır ve sonraki kariyerine ışık tutar. O sene Neue Freie Presse[ii] Kraus’a düzenli bir yazar pozisyonu teklif etti. O ise kabul etmedi. Sonra: “Dünyada iki iyi şey vardır: Neue Freie Presse’nin bir parçası olmak ya da onu hakir görmek. Tercihimin ne olması gerektiğine dair bir saniye bile düşünmedim.” diyecekti. Bir bakıma Kraus’un başka seçeneği yoktu: O kendini çoktan dili yüceltmeye, onun saflığını ve onurunu korumaya ve tanıtmaya adamıştı. Bu yüzden ticaretin, mesleklerin ve özellikle devletin “resmî dili” ile basın onun hedefleriydi ve bunlar onun kendi araçları olamazdı. Sonuç ise Kraus’un kısa zamanda basın tarafından nefret edilir hâle gelmesiydi. Kraus’un favori hedeflerinden biri olan Neue Freie Presse’nin başını çektiği ve birçok Avusturya ve Alman gazetesinin katıldığı basın, Kraus’a onu göz ardı ederek, kitaplarını nadiren inceleyerek ve son olarak adından hiç bahsetmeyerek cevap verdi. Kraus buna Totschweigetaktik dedi - kelimenin tam anlamıyla sessiz kalarak ya da görmezden gelerek öldürme taktiği veya “sessiz muamele”[iii]. Bu yöntem Kraus’un şerefine icat edilmedi tabii fakat daha önce önde gelen bir sanatçı ve halk figürü olan birine ona karşı uygulandığı kadar sürekli ve etkili uygulanmadı. O dönemin tanınmış Viyanalı şairlerinden biri olan Peter Altenberg (1859-1919) öldüğünde Neue Freie Presse’nin, Kraus’un mezar başında bir konuşma yaptığını belirtmek zorunda kalmamak için olaydan bahsetmemesi bu ölçünün vardığı uç noktalara bir örnektir.
Kraus’un başlıca faaliyeti tartışmacı ve hicivli yazılar yazmak olsa da o aynı zamanda kendine has bir sanat tarzını icra eden bir oyuncu-eğitmendi. Sözde “ders akşamları”nda Fackel’in gelecek sayılarında yer alacak şeyleri okur; ya da bir piyanist eşliğinde Offenbach operetlerini; ya da tek başına Goethe’nin Faust’unu veya Shakespeare ve diğer büyük yazarların oyunlarını “oynardı”. Bu gösteriler oldukça başarılıydı ve onu Avrupa’nın Almanca konuşulan tüm yerlerine götürdü.
Kraus’un hayatı işi olmuştu. Zohn’a göre onun özel hayatı “yapmaya çalıştığı işe hizmet etmek ve tamamen ona uygun yaşamak... Belirsiz ahlak keşmekeşinde doğruluğun parlayan ışığı, sahtelik denizinde gerçekliğin feneri olmaya çabalamak üzerineydi.” Yalnızca çabalamadı, aynı zamanda -büyük şeylere mal olsa da- bu hedeflere ulaştı.
Kendi hicvinde acımasız ve zehir zemberek olsa da özel hayatında bütün yanlarıyla merhametli, cana yakın ve geçinmesi kolay biriydi. Birçok arkadaşı ve sayısız sadık hayranı vardı. Hiç evlenmedi. 1913’ten ölümüne kadar, oldukça güzel ve zengin olan Barones Sidonie Nádherny von Borutin ile yakın ve sevgi dolu bir ilişkisi vardı. Onun şaşaalı konağında birçok kez tatil yaptı, onunla seyahat etti ve ona bine yakın mektup, posta kartı ve telgraf yolladı.
Böylece Kraus dilin değerini düşürerek ölümcül bir tehlike yarattığını düşündüğü insana onurlu ve ruhsal bir varlık olarak, neredeyse geri kalan her şeyi dışlayarak hayatını adadı.
1934 yazında Kraus, sağlığının akabinde yavaş yavaş kötüleşeceği ilk kalp krizini geçirdi. Fackel’in son sayısı Şubat 1936’da yayımlandı. Aynı ay, karanlıkta bir bisikletli ona çarptı; bunun sonucu olarak küçük bir şok geçirdi ve şiddetli bir kalp krizi yaşadı. Kalbinin iflas etmesi sonucu 21 Haziran 1936’da vefat etti. Masasında Die Dritte Walpurgisnacht’ın [St. Walpurgis’te Üçüncü Gece] düzeltilmiş ilk dizgisi duruyordu. 1933’te yazılan bu başyapıtı belki masum insanlar zarar görebilir diye yayımlatmadı.    


[i] 1973’te onun kurumsal psikiyatrinin “suiistimallerine” saldırdığı iki kısa eleştirisini yayımladım. Frederick Ungar 1974’te The Last Days of Mankind’ın [İnsanlığın Son Günleri] kısaltılmış bir versiyonunu yayımladı. Ek olarak Kraus’un bazı aforizmaları Iggers ve Zohn tarafından tercüme edildi, fakat bu yazarlar asıl metne karşı edebî sadakati yakalamaya çalıştılar ve bunu Kraus’un uğruna yaşadığı bütün estetik ve dil değerlerini yok ederek başardılar.
[ii] Neue Freie Presse [Yeni Özgür Basın] o zamanlar yalnızca Viyana’daki en saygın günlük gazete değil, aynı zamanda Avrupa’daki en önemli Almaca gazetelerden biriydi - 1938’de Avusturya’nın İlhakına kadar da öyle kaldı. Bu gazete Londra’daki Times ya da New York Times gibi değil, hakiki bir kültürel oluşumdu.
[iii] Daha sonra da göstereceğim gibi şu anda bu Totschweigetaktik hayatının ve çalışmalarının üzerine büyük ve genişlemekte olan İkinci Dünya Savaşı sonrası edebiyatında Kraus’un psikiyatri ile psikanaliz hakkındaki görüşlerine uygulanıyor. 

IN DIESEM LAND / Karl Kraus

In diesem Land wird niemand lächerlich,
als der die Wahrheit sagte. Völig wehrlos
zieht er den grinsend flachen Hohn auf sich.
Nichts macht in diesem Lande ehrlos.

In diesem Land münzt jede Schlechtigkeit,
die anderswo der Haft verfallen wäre,
das purste Gold und wirkt ein Würdenkleid
und scheffelt immer neue Ehre.

In diesem Land gehst du durch ein Spalier
von Beutelschneidern, die dich tief verachten
und mindestens nach deinem Beutel dir,
wenn nicht nach deinem Gruße trachten.

In diesem Land schließt du dich nicht aus,
fliehst du gleich ängstlich die verseuchten Räume.
Es kommt die Pest dir auch per Post ins Haus
und sie erwürgt dir deine Träume.

In diesem Land triffst du in leer Luft,
willst treffen du die ausgefeimte Bande,
und es begrinst gemütlich jeder Schuft
als Landsmann dich in diesem Lande.

BU ÜLKEDE / Karl Kraus
Komik olmayacak hiç kimse bu ülkede,
doğruyu söylediğinde. Büsbütün çaresiz
çeker gülünç alçakça istihzayı üzerine.
Bu ülkede hiçbir şey yapmaz adamı haysiyetsiz.
Her türlü nikbet basılır bu ülkede,
ki bu başka bir yerde hapis gerektirir,
saf altın, haysiyet elbisesi etkilidir ve
biteviye yeni şerefler biriktirir.
Bir espaliyeden geçersin bu ülkede
seni derince aşağılayan kese terzilerinden
ve şahsını en azından keseni,
bir de selamını istemediklerinde.
Çıkıp gitmezsin ki bu ülkede,
aynı endişeyle geçersin pislenmiş bölgeleri.
Veba uğrar sana üstelik postayla ta evinin içine
ve boğazlar o kurduğun bütün hayalleri.


Boş havaya rastlarsın bu ülkede,
kurnaz çetelerle istersin karşılaşmak,
ve sırıtır her alçak herif içten içe
şahsına bu ülkede yurttaş olarak.